DENİZ, DENİZ ÜSTÜNDE

DENİZ, DENİZ ÜSTÜNDE

DENİZ, DENİZ ÜSTÜNDE

Sylvester Stallone’nin Rocky filmini bilmeyenimiz yoktur. Konumuza gelmeden önce izlemeyenler için, küçük spoiler’lar ile kısa bir özet geçeyim.
1973’de geçen filmde, yoksul ve kimsesiz boksörümüz Rocky Balboa, toplumda “alt tabaka” dediğimiz bir sınıfta.. Sokaklarda bir tefecinin tahsilatçılığını yapan Rocky, aynı zamanda kondisyonsuz bir boksör. Fakat tahsilatçı dediğimde aklınıza mafyavari bir karakter gelmesin. Bir o kadar da mütevazı ve “çocuk ruhlu” bir karakter.Deniz


Film bize, Rocky ve koçu olan Mickey ile birlikte asla vazgeçmeden, tüm “imkansız”lıklara rağmen, başarının merdivenlerini nasıl tırmandıklarını, hem komik hem dramatik hem de çok heyecanlı bir şekilde anlatıyor.
Koçu Mickey, yeri geliyor arkasında şefkatli dağ gibi bir baba, yeri geliyor “acımasız” bir öğretmen oluyor Rocky’ye. Burada hemen bir parantez açıp “acımasız” kelimesini biraz açmak isterim. Koçu Mickey’nin, Rocky’nin içindeki cevheri çıkarmaya çalışırken uyguladığı yöntemler her ne kadar bize “sert” gelse de, o sertliğin ardında yatan sebebi, Lübnan asıllı Amerikan felsefeci Halil CİBRAN bize şu dizelerle açıklıyor:
“Hekime güvenin, ilacını sessizlik ve dinginlikle için, çünkü eli ağır ve sert olsa da, Görünmeyen’in müşfik (sevecen) eliyle yönlendirilir. Uzattığı çanak dudaklarınızı yaksa da, Çömlekçi’nin kendi gözyaşlarıyla ıslattığı kilden yapılmıştır.” DENİZ, DENİZ ÜSTÜNDE


 
Filmin sonuna geldiğimizde ise görüyoruz ki Rocky’nin başarısının arkasında, koçu Mickey ve kendisine olan inancının dışında bir neden daha var. Aslında ağacın yapraklarını besleyen bir kök gibi, toprağın altında kalmış, asıl olan bir sebep daha var; Sevgi! (İşte bize unutturulmaya çalışılan kelime.)
Maçın sonunda, etrafına üşüşen yüzlerce insanı yok sayıp, gözleri yalnızca sevgilisi Adrian’ı arıyor ve onun adını haykırıyor: “Başardım! Başardım Adrian!”
“Peki bu bizi neden ilgilendirsin? Biz şampiyon olmaya çalışan bir boksör veya o tür bir şey değiliz ki.” diyor olabilirsiniz, doğal olarak. Çünkü bize hayatımız boyunca asla bir “Şampiyon” olamayacağımız söylendi.
Tıpkı Rocky’ye de söylendiği gibi.
Olsa olsa bir mühendis, bir öğretmen ya da bir doktor olabilirdik en fazla. “Daha ne olsun ki?”, Hayatın amacı neymiş, hayat neymiş, dünya neymiş, bunların ne önemi vardı ki? “Hele bir mühendis ol da gerisine kafanı yorma.” Deniz


Peki ya ondan sonra?

Hayatınızın her yılını bir boks raundu olarak düşünürseniz, şuan bu yazıyı okuyan en genç kişinin, muhtemelen en fazla 70 raundu var. (Tabi umarım 150 raunt yaşarsınız ama gerçekçi olmak gerekirse durum bu).
Peki bu 70 raundu öylece geçirecek misiniz yoksa maçın sonunda “Başardım, başardım sevgilim!” diyebilmek için ter dökecek misiniz?
Eğer ikinciyi seçtiysek şunu bilmeliyiz ki; “İmkansız” kelimesidir asıl imkansız olan. Bu yüzden naçizane tavsiyem etrafınızdaki “Bırak ya bu işleri astronot mu olacaksın.” Tarzında dünyaya bakan insanlardan uzaklaşın.


Biz şunu anlamalıyız ki sonsuz büyük bir evrenin içinde, başlı başına küçük birer evren insan, kendisi de sonsuz olan. Hayaller kurmalı insan. İnanmalı o hayallere. Sevmeli. Peşinden gitmeli. Instagram’daki takipçi sayısını artırmak için veya sadece ev, araba almak için yaşamamalı insan.
Bize sevmeyi unutturup, sevdikçe değil sahip oldukça mutlu olabileceğimizi söyleyen bu sanal düzenden bir an olsun kendimizi çekip kurtarıp, bir arayışa çıkmalıyız.
Kendimizi aramalıyız. Yürüyeceğimiz yolu aramalıyız. Gerçekten sevdiğimizin ne olduğunu arayıp, keşfetmeliyiz. Yanlış yola saptığımızı anladığımızda yılmadan geri dönüp doğru olan yolu aramalıyız. Fakat bunları yapabilmek için üzerimizde fazlalık ne varsa atmalıyız.


Ne bu fazlalık?
Geçmişte kötü bir olay yaşadığımız “Ahmet Abi”ye duyduğumuz kini bırakıp, bizden daha iyi arabayla gezen “Mehmet”i kıskanmayı bırakıp, bizden “aşağı” gördüğümüz bina görevlisi “Mahmut Abi”ye kibirlenmeyi de bırakıp, bizi dibe çeken ne varsa üzerimizden attığımızda daha sağlam yürüyebiliriz yolumuzda.
Bunu en güzel, Şair ve Yazar Özkan GÜNAL, “Yasak Meyve” adlı romanında şu dizelerle bize tarif ediyor:
“Yüzün güneşe dönük olunca karanlık arkada kalır. Bırakın olumsuzluklar arkada kalsın. Onlarla birlikte siz de arkada kalmayın, ilerleyin. Su her türlü kiri temizler ama sudan oluşan kiri ancak ateş temizler unutmayın. Denizin üstünde yürümek için ağırlığınızın olmaması gerekir. Negatif vasıflardan daha ağır yük yoktur insana.”


İçimizde, sadece okula gidip oradan çıkıp eve giden, hayatı alışkanlıkları üzerine kurulu birer öğrenci veya çalışandan fazlası gizli. Bunu ortaya çıkarabilecek, Mickey gibi, bizi gerek acıtarak gerek şefkatle, doğru yolu gösterecek bir koça ve tüm yaptıklarımızı sevgi ile yapmamızı sağlayacak bir “Sevgili”ye ihtiyacımız var.
Peki kim bu koç? Kim bu sevgili?
Bu sorunun cevabını bulacağımız, üzerinde yürüyeceğimiz “Deniz” zaten var. Bize düşen şimdi ona giden yolu, kendi denizimizde arama vakti. Deniz

Ayrıca Göz At

Mindfulness

Savunma Mekanizmaların Tanımı

DÖVMENİN PSİKOLOJİSİ

DÖVMENİN PSİKOLOJİSİ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir