DOKTOR YÜZLERİ TANIYAMIYORUM

DOKTOR YÜZLERİ TANIYAMIYORUM,
DOKTOR TANIDIĞIM YÜZLERİN SAHTE OLDUĞUNU DÜŞÜNÜYORUM

DOKTOR YÜZLERİ TANIYAMIYORUM,
DOKTOR TANIDIĞIM YÜZLERİN SAHTE OLDUĞUNU DÜŞÜNÜYORUM

Beynimizin aslında çok karmaşık olan şeyleri bize fark ettirmeden (bilinçdışında) sanki çok kolay şeylermiş gibi göstermesi uzun süreler boyunca beyin araştırmalarının yanlış yönlendirilmesine ve beyin araştırmaları tarihinin uzamasına neden oldu. Bizler beyin araştırmaları tarihine baktığımızda aslında tarihin büyük bir kısmının “şans” olduğunu fark ettiğimizde çok şaşırırız. Şans eseri kaza geçiren hastalar, şans eseri beyin felci geçiren hastalar, şans eseri tümörü olan hastalar ve onlar şans eseri inceleyen ve araştırma tarihine adını yazdıran araştırmacılar… Yüzleri tanımak da bahsettiğim gibi beynin kolay gibi görünen ama aslında oldukça kompleks bir eylemi. Yüzleri tanımanın sinirbilimi de yine bahsettiğim gibi çoğunlukla beyindeki –kabaca yüz tanıma bölgeleri diyebileceğimiz– hasarı olan hastalardan geliyor.

Öncelikle yüz tanımak nedir? Nasıl işler ona kısaca bir bakalım:
Gözden gelen bilgiler optik sinirler aracılığı ile beyne doğru yol alır. Daha sonra optik kiazma’ya gelir. Burada görme alanımızın burnumuza yakın olan kısımları çaprazlanarak karşı hemisfere gider. Görme alanımızın yanal kısımların yani burnumuza uzak olan kısımları çaprazlanmadan doğrudan gözün bulunduğu taraftaki hemisfere gider. Yani örneğin sol gözünün buruna yakın kısmındaki görme alanı optik kiazmada çaprazlanarak sağ hemisfere giderken buruna uzak olan görme alanı optik kiazmadan direkt olarak geçerek sol hemisfere gider. Daha sonrasında bu bilgiler talamustaki “lateral genikulat çekirdek” adı verilen talamusun görme bilgisinden sorumlu çekirdek yapısına ve evrimsel süreçte daha eski bir yol olan “superior kollikulus’a” gider. Talamusa giden sinir ağı talamustan sonra beynin görme lobu diyebileceğimiz “oksipital loba” giderken superior kollikulus direkt olarak “parietal loba” gider. Bizim için önemli olan şu an oksipital loba giden sinirlerdir.

Oksipital lobun birincil görme korteksi (V1) dediğimiz kısmı görsel bilginin ilk işlemlendiği kısımdır. Daha sonrasında görsel bilgiler ikincil görme korteksine (V2) gider ve oradan da birçok görme ile ilgili bölgelere uğrar. Örneğin renk algısı için oksipital lobtaki V4 alanı, nesnelerin hareket algısı için parietal lobtaki V5 alanı önemlidir. Kısacası bir nesneyi gördüğünüzde o nesnenin şekli, rengi, hareketi farklı farklı alanlarda işlemlenir analiz edilir. Daha sonrasında bu bilgiler bir bütün haline getirilmek için görsel asosiasyon alanına gelir. Bu alan temelde görsel alandaki uyarıcılara ilişkin beyinin farklı noktalarında analiz edilen bilgilerin birleştirilmesi noktasında görev yapar. Böylece görsel alandaki bilgiler bu asosiasyon korteksinde birleştirilir. Fakat her şey bununla bitmez.

Beyne ilişkin dersler alan öğrenciler bilir ki sıklıkla vurgulanan bir şey vardır. Görme bilgisi oksipital lobtan çıktığında 2 ana yolak ile yoluna devam eder. Nesnelerin tanınması için ventral (ne) yolak temporale, nesnelerin konumunu hareketi vs için dorsal(nerede) yolak parietale. Burada derslerde genelde bahsedilmeyen bir diğer yolak ise aslında bugün anlatacağım konunun ana noktasını oluşturuyor. Temporal yolak tek bir yolmuş gibi düşünülse de aslında 2’ye ayrılır. Birisi nesnelerin ne olduğunu tanımamız için lazım olan semantik yolak iken diğeri nesnelere ilişkin duygularımız için olan affektif yolak diyebileceğimiz bir yolak. Tabii ki affektif yolağın semantik yolağın sadece bir uzantısı olduğunu söyleyen araştırmacılar da vardır. Rahat anlaşılması adına biz onları 2 ayrı yolakmış gibi düşünmeye devam edelim. Semantik ve affektif yolağın neden birbirinden ayrı olarak düşünülmesi gerektiğini yazının ilerleyen kısımlarında daha net göreceğiz.
Bir sabah uyandığınızda insanların yüzlerini tanıyamadığınızı fark ettiğinizde ne düşünürsünüz? Onların yüz olduklarının farkındasınız fakat bir türlü tanıyamıyorsunuz. Karınızı bir şapka ile tanıyabiliyorsunuz (Oliver Sacks’ın ünlü Karısını Şapka Sana Adam kitabına ve oradaki hastaya gönderme) İnsanları sadece hareketlerinden, sesinden kıyafetlerinden tanıyabiliyorsunuz. Aynadaki yansımanızı bile tanıyamıyorsunuz. Bir gün bir adamın restoranda garsonu çağırıp “şu adamı ne zaman ona baksam bana bakarken görüyorum” diye aynadaki yansımasını garsona şikayet ettiği bile söylenir…


Prosopagnozi yani “yüz tanıyamama” hastalığı. Yüzleri tanıyamama birçok farklı sonuçtan oluşabilir: tümör, kafa travması, felç vb. Yüzleri tanımaktan sorumlu olan fusiform gyrus her iki hemisferde de bulunur fakat sağ hemisferdeki bu alan daha baskın olandın. Bu yüzden sağ hemisferdeki fusiform gyrus alanı hasarı yüzleri tanıyamamaya neden olur. Bu kişiler nesneleri rahat bir şekilde tanımlar, kategorize eder, renklerini yönlerini tayin ederler. Nesnelere ilişkin herhangi bir sıkıntıları yoktur. Fakat yüzleri tanıyamazlar. Aslında yüzlerin parça parça örneğin göz, kulak, burun şeklinde nasıl göründüklerini belirleyebilirler fakat bir bütün olarak bir yüzü algılayamazlar. Hatta araba meraklıları ve kuş gözlemcileri gibi kuşları ve arabaları normal insanlardan daha fazla incelemiş ve onlarla daha fazla iç içe olan kişilerin fusiform gyrus hasarı sonucu kuşları ve arabaları da tanıyamaz hale geldikleri görülmüştür.

Çünkü bu gibi kişilerde beyin fazla ilgili olunan bu kategorilere karşı duyarlı hala gelir ve onları da bir birey yüzü gibi algılama eğilimine girer. Böylelikle fusiform hasarı arabaları ve kuşları tanımayı da etkiler.


Şimdide bir sabah uyandığınızı ve etrafınızın uzaylılar ile çevrildiğini düşünün. Gördüğünüz yüzler size tanıdık geliyor ama bir şey eksik. Onların gerçek kişiler olduğunu “hissedemiyorsunuz”. Annenizi ve babanızı tanıyor, onların yüzlerini algılayabiliyor ama onların gerçek anneniz ve babanız olmadığını düşünüyorsunuz.

Capgras sendromu, bireyin çevresindeki kişilerin yerlerini başkalarının aldığını düşünmesi ile ilgili bir durumdur. Bir birey babasını gördüğünde onun sahte biri olduğunu, başkasının onun yerini aldığını ve tıpkı babası gibi göründüğünü söyleyebilir. Aynı kişi telefonda babası ile konuştuğunda ise telefondaki kişinin babası olduğuna hemen ikna olur çünkü telefonda konuştuğu kişiye göremiyordur! Ramachandran’ın bir hastası olan David “Doktor, bu kadın tıpatıp anneme benziyor ama değil. O, annem gibi davranan bir sahtekar” diyerek paragraflarca anlatılacak bir durumu kısaca özetlemiştir. Bir başka hasta olan Steve aynı şeyi köpeği için yaşıyordu. “Bu köpek tıpkı Fifi’ye benziyor ama aslında o değil. Sadece onu andırıyor.”
Capgras sendromu görsel bilginin duygusal bilgi ile eşleştirilmesi ya da görsel bilgiye limbik sistem tarafından duyguların atfedilmesinde oluşan bir bozukluktan kaynaklanır.


Şimdi daha da ilginç bir kısma gelelim: Galvanik deri tepkisi. GSR diye kısaltılan ve medyada çoğunlukla “yalan makinesi” diyerek tanıtılan bir tür deneysel araç. Ele bağlanan 2 elektrot ve bu elektrotlardan gelen verileri analiz eden bir bilgisayar kadardan ibarettir aslında temelde. Bizler heyecanlandığımızda derimizin gözenekleri açılır ve ter salgılanır fakat bu salgılanma bizim fark edemeyeceğimiz kadar mikroskobik gerçekleşir. GSR ise temelde bu prensibe dayanır. 2 elektrot arasında gelip giden akımın iletkenliğini ölçer. Bizler heyecanlandığımızda ter bezlerimiz çalışır böylelikle deri iletkenliğimiz artar. GSR tepkimiz değişir. Bu da ortamda var olan bir şeye tepki verdiğimizi gösterir.

Prosopagnozisi olan bir bireye görsel olarak yüzler gösterdiğinizde (yüzlerin yarısı tanıdığı kişilerin yarısı da tanımadığı kişilerin olsun). Birey sözel olarak yüzlerin kime ait olduğunu bilmediğini söylese bile tanıdığı kişilere karşı olarak bir GSR tepkisi açığa çıkartır. Yani bilinçli bir halde tanımadığını söylediği şeyleri aslında bilinçdışı süreçlerle tanıdığını gösterir bu. Prosopagnozisi olan bireylerin ventrol yolaktaki affektik yolak kısmı değil semantik yolak kısmı hasarından kaynaklanıyor gibi görünür böylelikle beyin hasarları.
Capgras sendromu olan bireyler ise tanıdık ve tanımadık bütün yüzlere benzer GSR tepkisi açığa çıkartırlar. Tanıdıkları yüzlere karşı GSR tepkileri değişmez. Bu da gerçekten o yüzlere karşı duygusal bir anlam yükleyemedikleri anlamına gelir. Böylelikle baktığımızda şöyle bir sonuç çıkar: Beyin gördüğü yüzlerin anne ve babası olduğunu anlar fakat normalde anne ve babasına vermesi gereken duygusal tepkiyi oluşturamadığı için onların aslında anne babası gibi görünen yabancılar olduğunu düşündürür. Bir nevi savunma mekanizması diyebiliriz. (Çok çok basit bir dille anlattım. Normalde daha da karmaşık mekanizmalara sahip her iki hastalık da).

Bir tarafta yüzleri tanıyamadığını söylediği halde onları aslında tanıyabilenler, bir tarafta da tanıdığını sandığı yüzlerin sahte olduğunu düşünenler…
Beyin ve beyin araştırmaları birçok ilginç konuya ve hastalığa ev sahipliği yapıyor. Bugün hala beynimizi ve içinde neler olup bittiğini anlamaktan çok uzağız. Fakat bilinmesi gereken en çok önemli bir şey var: Beyin bilinçdışında çok karmaşık şeyler ile uğraşır ve bilince bunları basitmiş gibi gösterir. Psikoloji gibi insan davranışları ve bilişleri ile ilgilenen alanların bunu unutmaması gerekir.
 
“Beynimiz onu anlayabileceğimiz kadar basit olsaydı, bizler yine onu anlayamayacak kadar basit olacaktık”
-Jostein Gaarder

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir