GÜNÜBİRLİK HAYATLAR

günübirlik hayatlar

Günübirlik Hayatlar

Bu kitabı hangi cümlelerle anlatacağımı bilmiyorum.
Kapağında Steven PINKER’in şu yorumuyla karşılaştım: ‘’Bu kitabı okumak kendi zihninizi önünüze koyup çevirmek gibi… En derinlerde sakladığınız soruları öyle delici bir güçle bulup çıkarıyor ki!’’ Açıkçası bu yorum başta bana oldukça iddialı gelmişti hatta abartılı. Ancak okudukça kendime inanamadım. Anlatılanlara yabancılık duyduğumdan değil bilakis gerçekten de her biri zaman zaman aklımdan geçip kimseye söylemeden kendi içimde çözmeye çalıştığım şeylerdi. Gerçekten tüm insanlar bunları bu şekilde hissedebilir miydi bilmiyorum. Ancak yine de her karakterle özdeşleşebildiğim noktaların olması beni içten içe mutlu da etti. Yaşadıklarımı başkalarının da yaşayıp, hissedebildiğini görünce epeydir kapıldığım içsel yalnızlık hissi biraz da olsa dindi. Ne de olsa insanlık olarak bu dünyada her şeyimizle birlikte yaşayıp, benzer acılar çekip, benzer mutluluklar yaşıyorduk yani yalnız değildim.
Esasında kitabın genel teması, ölüm. Kimilerine göre tüyler ürpertici, kimilerine göreyse vuslatı ifade eden bu kelime belki de hayatta elimizde olan tek gerçek. Ben ölüm karşısında aşırı hassasiyet gösterebilen biri olamadım hiç. Yani nasıl ölür diye dövünmedim kimsenin ardından. Olabildiğince soğukkanlı yaklaşmaya çalıştım sevdiklerimin ölümlerine. Ben ölümün hayatın gerçeği olduğunu kabullendim. Birçok cenaze de bulunup yakınlarını kaybetmiş insanları gördüm. Babasını kaybetmiş ama farkında bile olamayacak kadar küçük bebekler vardı. Doksan yaşında evlat acısı da görecek kadar yaşamış olanlarda vardı. Bazıları üzüntüsünden gözünü açamıyordu hatta nefes almayı unutacaktı zorlasa. Bazılarıysa dünyalık heveslerini orada bile konuşturup miras davası yapıyordu daha ölüm soğukluğu bile kalkmadan. Yine de başkaları gerçekten ne hissediyor diye düşünmüşlüğüm vardır. Sahte olabilir miydi gözyaşları veya başkalarının acısına saygı bile duymayacak kadar gamsız olabilirler miydi? İnsanların karşısına geçip ‘Ölüm hakkında ne düşünüyorsun?’ diye sorduğunuzda size kayıplarını, korkularını anlatabilirler veya birçok edebi cümle sıralayabilirler ama gerçek hislerini anlayamazsınız. Çünkü karşımızdaki kişinin zihnini göremiyoruz. Ama (kendi deyimi ile) Irv bunu kendi vakalarında okuyucusu adına yerine getirmiş.
Bu kitaptaki her vaka ucundan kenarından ölüme dokunuyordu. İster istemez de olsa kasvetli bir hava bırakabilir. Ancak hep hayatın son bulacağı mesajını veriyordu diyemem en azından kendi adıma. Çünkü hayatı ıskalamış, kendini gerçekleştirmeye fırsat bulamamış birçok insanın hikâyesine tanık olurken ‘Peki ben ne yapıyorum bu hayatta, isteklerimi gerçekleştirebilecek miyim?’ diye düşünürken hemen tutunmak istedim hayata yakaladığım noktadan. O çok istediğim tren yolculuğu için neyi bekliyordum mesela? Doya doya seni seviyorum demek için geç kalmamalıydım sevdiklerime. Hayat geçici. Her zaman, herkes için. Ölümü bedenlerimizde taşıyoruz. O halde geriye dönüp pişmanlıklarımı telafi etmeye vaktim olmayabilir. Ölümü bu gerçekliğiyle kabul edip ardımda günübirlik yaşanmış bir hayat bırakmamak için çabalayacağım. Herkese de tavsiye ederim.

Ayrıca Göz At

https://etkinpsikoloji.com/kitap-onerisi/avcunuzdaki-kelebek/
https://etkinpsikoloji.com/kisisel-gelisim/ozguven/

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir