Martı Jonathan Livingston

Martı Jonathan Livingston

Martı Jonathan Livingston . Bu kitap, hem çocuklar için sürükleyici ve eğitici bir hikaye kitabı hem de herkes için yazılmış, insana ayna tutan bir martının hikayesidir.

Yaşam gayelerinin uçmak olduğunu unutmuş bir martı sürüsünün içinde, daha yükseklere ve daha hızlı uçmaya hatta zamana ve mekana kayıtlı kalmadan uçabilmek için her şeyi yapmaya hazır bir martı, Jonathan Livingston.

Hep duyduğu bir söz var bu martının; bizim de duymaya aşina olduğumuz: “Eğer bir şey öğrenmek istiyorsan, nasıl yiyecek bulacağını öğren. Bu uçma çaban gerçekten hoş ama uçmanın karın doyurmadığını sen de biliyorsun. Şunu hiç aklından çıkarma; senin uçma nedenin yiyecek bulabilmek!”
Gerçekten de öyle mi?
Martı Jonathan’ın sorguladığı gibi, hayat semalarında süzülen insanın da, kendisini sorgulaması gerekir. Yaşama nedenimiz yalnızca “yiyecek bulabilmek” mi?

Jonathan’ın, dünyada var oluşunun gerçek amacını sorgulaması, uçma yeteneğinin son sınırlarına ulaşma çabası, diğer martıları rahatsız ediyor, bunu “düzeni bozmak” olarak görüyorlar ve Martı Jonathan’ı sürgün ediyorlar. Buna rağmen diğerlerinin de içindeki güzelliği çıkarabilmek, onlara yol gösterebilmek adına şu sözleri söylüyor Jonathan:

“Yaşamın gerçek anlamını arayan, bulmaya çalışan bir martıdan daha sorumluluk sahibi biri olabilir mi? Bin yıldır yaptığımız tek şey balık peşinde koşmak. Artık yaşamak için bir nedenimiz olmalı; öğrenmek, keşfetmek, özgür olmak gibi… Bana bir şans verin, öğrendiklerimi size göstereyim!”…
Peki ya Ona İnananlar?
Elbette, Martı Jonathan’a inanan, onun peşinden gidenler de her zaman oldu ama azınlıktılar. Fakat asla azınlık olmak onları inandıklarından geri döndürmedi. Farklılıkları onlara güzellik kattı, gurur ve egoya kapılmadılar. Uçmanın sadeliğinde, gökyüzünün rengine boyandılar adeta.

Bu martılar kadar biz de emin olabilirsek inandığımız değerlerden; karnımızı doyurmaktan öteye geçip, yaşamın anlamına doğru uçmaya başlayabiliriz.

Yalnızca “daha fazlasına sahip olma çabasına” dönüşen yaşam biçimlerimiz, tıpkı martıların daha fazla bayat ekmek için yere yakın uçuşundan farksız halde. Sahildekileri kovalamaktan, denizin içindeki balıkları, göklerde uçmanın keyfini kaçırıyoruz.
Kimiz Biz?
Richard Bach, bu kitabında, bir martının ağzından önemli bir noktaya değiniyor: “Gerçekten kim olduğumuzu anlamaya ve bunu bilerek yaşamaya başlamalıyız.”

Zamanın elimize verdiği oyuncaklara fazla takıldık. İşin kötüsü, bu durum, ne dünyada bir başarı ne de ruhumuza bir huzur getiriyor ki ikisi eş zamanlı olmadığında, ne başarılı olmuşuzdur ne de mutlu.

Kendi kendimizi içinde tuttuğumuz sınırlar ve kaplumbağanın kabuğu gibi içinde yaşadığımız kalıplar, kendi ufkumuzu daraltmakla kalmayıp çevremizi de çemberi içine alıyor.
Hedeflerimiz mi Hayallerimiz mi?
Hayallerimiz ve hedeflerimiz bir bütün olmalı! Hayallerimize çektiğimiz çizgiler, hedefsizlik doğuruyor. Yani gerçekçi olmak, dışarıdan söylenen her şeyi olduğu gibi kabullenmek demek değil. Tıpkı Martı Jonathan’ın yaptığı gibi; diğer martılar 100 fit’ten daha yükseğe uçamayacaklarına inanıp, gemilerin ekmek atmasını beklerken, o önce 200 fit, sonra 400 fit, sonra 500, sonra 1000 fiti hedefledi ve en sonunda ışık hızından da yüksek bir hıza yani zamansızlığa ulaşmaktı hedefi. Ancak rakamlardan kurtulmalıydı, onlar engelliyordu onu. Çünkü “Rakamlar sınırları belirler; iyinin, mükemmelin sınırları yoktur. Mükemmel, orada olmak demektir…” diyordu hocası Martı Chian.
Başaranlar Bizden Daha mı “Mükemmel”?
Bu sorunun cevabını direkt olarak kitabın içinden bir bölümle vereceğim:
-“Uçmak bir martının en doğal hakkı, özgürlük onun doğasında var ve bu özgürlüğü engelleyecek ne varsa; gelenekler, batıl inançlar ya da herhangi bir şekildeki sınırlamalar, tümü bir kenara bırakılmalıdır.”

-“Bu sürünün bir yasası bile olsa bir kenara bırakılmalı mı?”

-“En doğru yasa bizi özgürlüğe götürecek olandır,” Dedi Jonathan. “Başka hiçbir şey değil.”

-“Bizim de senin gibi uçmamızı nasıl beklersin?” dedi bir başka ses. “Sen, bizlerden farklı, yetenekli ve mükemmel bir kuşsun.”

-“Benim tek farkım, gerçekten kim olduğumu anlamaya ve bunu bilerek yaşamaya başlamamdır.” Dedi Jonathan
 
 Martı Jonathan Livingston

 
Öyle güzel kurgulanmış bir hikaye ki, bir çocuk sonuna kadar merakla okuyabilir; aynı zamanda kitapta öyle noktalar var ki, martıdan ziyade insanın bir mini tablosu niteliğinde.

Siz de, kurduğunuz hayalleri, yaşama gayenizi sorgulamayı bırakıp, gemi bekleyen martı sürüsünün “doğrularında” sıkıştıysanız eğer; nasıl okuyacağınızı bulabilirseniz, Tıpkı Jonothan gibi sizi de kanatlandırabilir bu kitap. Martı Jonathan Livingston

AYRICA GÖZ AT

İnsan Beyninin Gizemi

Köpek Gibi Büyütülmüş Çocuk

İNSANIN ANLAM ARAYIŞI

GÜNÜBİRLİK HAYATLAR

Üstün Dökmen – Ladesçi

AVCUNUZDAKİ KELEBEK

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir