Savunma Mekanizmalarının Tanımı 2

Savunma Mekanizmalarının Tanımı

Savunma Mekanizmalarının Tanımı 2

•Yer Değiştirme (Displacement)

   Çatışmaya ve bunaltıya neden olabilecek, egonun rahatsız olabileceği, kabullenemeyeceği tehlike oluşturabilecek duygusal bir hisin, asıl yöneleceği nesne yerine bir yedeğine veya dışarıdaki başka bir nesneye transfer edilmesidir (C.keçe 2009).


   Örneğin, amirini çok az eleştiren bir memurun, kıdemsiz bir meslekdaşına karşı sürekli öfke duygularını dile getirmesi buna örnek olarak gösterilebilir. Bir yüksek okulda, öğrenci seçimini kaybeden bir başkan adayı, rakibini centilmence tebrik eder, okulda kendisini çok iyi idare eder. Ama eve gelince küçük kardeşinin bir sorusuna karşılık olarak hemen öfkelenip parlayabilir. “Bu işim arasında seninle mi uğraşacağım” der. Okulda geçmiş olayları bilmeyen evdekiler, bu birden parlamaya şaşırıp mana vermezler, onlara bu davranış garip görünür.
 
•Özdeşim (Identification)

    Başka bir kişinin özelliklerini, duygu ve davranış biçimlerini, değerlerini ve inançlarını benimseyerek; kişinin kendi benliğine sindirip kişiliğinin bir parçası, bir özelliği durumuna getirmek anlamına gelen özdeşim her insanın çocukluktan yetişkinlik çağına denk kullandığı bilinçdışı bir olgunlaşma ve savunma düzeneğidir. Hayatta türlü başarısızlıklar, engellemeler ve yılgınlıklar karşısında da birey, bazen herhangi bir alanda başarılı bir kişi ya da kişlerle kendin bir sayma, kendisini onlara yakın hissetme ile biraz doyum sağlayabilir.

Buna tipik bir örnek olarak küçük bir çocuğun bir gün bahçede oynarken bir arkadaşın kendisinden daha yükseğe sıçrayabildiğini görünce “Benim ağabeyim göğe kadar sıçrar!” demesini gösterebiliriz. Çocuk böylece çok güçlü olduğunu söylediği ağabeyi ile kendisini bir tutarak kişisel değer duygusunu arttırmaya çalışmaktadır. Yetişkinlerin de deşerek benlik değerlerini arttırmaya çalıştıkları olur. Bazı insanların şu ya da bu kurumun üyesi bulundukları ile öğündükleri görülebilir. Psikanaliz kuramındaki Ödipus çatışması özdeşimin savunma yönünü açıklar. Erkek çocuğun annesine olan sevgisi 3-4 yaşlarından başlayarak bebeksi özelliğini yitirir, cinsel bir anlam da kazanmaya başlar. Yani, erkek çocuk artık annesini karşı cinsten bir kişi olarak da algılamaya ve babasını rakip olarak görmeye başlamıştır (S.Freud 1917

      •Gerileme (Regression)

  Temel ihtiyaçların ve isteklerin karşılanmaması sonucu meydana gelen doyumsuzluk ve kaygı hallerinde daha ilkel bir olgunluk düzeyine gerileme sık görülen hallerdendir. Ulaşılmış, bir gelişme dönemi kişi için ileri derecede bunaltı doğuracak nitelikte olursa da bir önceki bir döneme gerileme kişinin başvurabileceği bir savunma yoludur.

Örneğin, çocukluk çağında, yeni bir kardeş gelince, çocuğun çişini, kakasını söylemeyi bırakması “ben de bebeğim” derecesine bir gerileme belirtisidir. Şizofreni hastalığı olan yetişkin bir insanın küçük bir çocuk gibi düşündüğü, davrandığı sık görülen bir durumdur. Ağır bedensel hastalıklar çok insanda gelip geçici gerileme belirtilerine neden olabilir.
 

  “On sekiz yaşındaki bir lise son sınıf öğrencisi çok ağır ve yaşamını tehlikeye sokan bir kaç hastalığı peş peşe geçirdikten sonra annesinin yanından ayrılmayan, yalnız sütlü ve yumuşak besinleri yiyen bir duruma girmiş ve hastaneye yatırılırken, beş yaşındaki bir çocuk gibi annesinin eteğine yapışarak, annesinin hastanede kalması için ağlamıştı” (Öztürk 2018,s.75).


  Gerileme düzeneğinin yalnızca anormal durumlarla ortaya çıktığı söylenemez. Çocukluk  çağında öncelikle oyunlarda başvurulan ve kimi kez gelişme için gerekli de olabilen bir savunmadır. Yetişkin çağ da eğlence, sohbet, dostlarla karşılaşma durumlarında gelip geçici çocuklaşmaya yani gerilemeye yer verilir.

 •Düş Kurma (Fantay-formation, day-dreaming)

   İnsan, arzu ve emellerini gerçekleştiremediği, iç ya da dış nedenlerle ihtiyaç ve güdüleri doyumsuz kaldığı zaman, hayal kurarak doyum sağlama yoluna sapar (F.Baymur 1997).    


    Günlük hayatta tatminsiz kalan istekler, rüya veya hayal aleminde gerçekleşebilir. Fakir, zengin, çirkin, güzel, başarısız, başarılı olabilir. Başarısızlıklar karşısında kalan bir çok kişiler, böyle mücadeleden kaçıp hayallerle avunurlar. Televizyon seyretmek, kitap okumak, sinemaya, tiyatroya gitmekte de aynı çeşit savunma yollarıdır.


  Bu gibi sanat eserlerini izlerken, insan kendisini bu eserlerin kahramanların yapabilmesi ona ikinci elden bir doyum sağlar. Bu hayali işten eylemler, ölçülü ve ılımlı olursa bireyi hem kısmen teselli etmesi bakımından, hem de temel ihtiyaçlarını giderebileceği yeni yollar telkin etmesi bakımından yararlı olur. Ancak hayal kurmada çok aşırı gidilecek olursa; birey, gerçek yaşamı dikkate almadan sadece hayal kurarak kendine doyum sağlama yoluna saparsa, onun kendisini hayal aleminde kaybetmesi olanağı çıkar.

  •Ödünleme (Compansantion)

Bu uyum mekanizması, üstün olma ve beğenilme ihtiyacının herhangi bir şekilde engellenmesi sonunda ortaya çıkar. Birey bu durumda onurunu korumak için başka bir alanda aşırı çaba gösterme yolu ile üstünlük arzusunu doyurma yoluna gider (F.Baymur, 1997).
   Örneğin; ufak tefek, çelimsiz bir çocuk da örneklerden biridir. Bunun tersi de doğrudur. Okulda başarısız br öğrencinin fevkalade yaramaz olma yoluyla ilgili üzerine çekmeye çaliştiği da görülür.

Bu durumda insan, olumsuz yönden şöhrete varmak davranışlarını gösterir. İkinci alanda başarı, çoğu zaman birincisi kadar doyurucu olmasa da, hiç yoktan iyidir.

Örneğin, iş hayatında  başarısız kalmış bir kişi, gazinolarda, içkili yerlerde vakit geçirmeye ve işe aldırış etmez görünmeye başlar. Ama türlü davranış, o kimseye gerçek bir mutluluk getirmez.
  Ödünlemenin olumlu  ya da olumsuz şekilleri vardır. Bir ihtiyaç karşılayacak esas faaliyet yerine başvurulan davranışlar toplumca onaylanan, iyi sayılan şeylerse bu türlü ödünlemeler olumludur.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir