To The Bone

to_the_bone

To the bone, 2017 yapımı Marti Noxon’un yönetmenliğini yaptığı; Lily Collins ve Keanu Reeves başrolleri oynadığı dram ve komedi türünde geçen bir filmdir. To the bone, Kemiklerine Kadar filmi içerik olarak yeme bozukluğundan muzdarip olan insanların bireysel zorlanmalarını ve grup terapisindeki tedavi süreçlerini ele alır. Lily Collins, Ellen karakteri ile aneroksiya nevroza vakasını, Keanu Reeves ise Dr. Beckham ise yeme bozuklukları ile çalışan davranışçı marjinal bir doktor rolünü canlandır. 

Filme geçmeden kısaca yeme bozukluklarına bir göz atacak olursak; yeme bozukluğu olan kişilerin yeme davranışlarında ciddi bozulmalar görülür. Anoreksiya nevroza, bulimia nevroza, pika, tıkınırcasına yeme bozukluğu gibi çeşitli türleri vardır. Bu filmde başrolü canlandıran Ellen anoreksiya nevroza hastası genç bir sanatçıdır. Üvey annesinin çeşitli klinik ve tedavi yollarını denemesine rağmen Ellen’ın hastalığından ve görünümünden şikayetçi olmamasından ötürü bir ivme kazanamazlar. Fakat hastalığın sebep olduğu ciddi kilo kayıpları Ellen’ı bir yandan ölüme doğru sürüklemektedir. Ellen bu durumdayken üvey annesi araştırmaları sonucu ünlü olan Dr. Beckham ile bir görüşmeye gider, burada Ellen ve benzer hastalıklardan muzdarip kişilerle hastalığın tedavi süreci başlar. 

BU FİLMİ İZLEYENLERİN EN ÇOK İZLEDİĞİ DİĞER FİLMLER

Bu yazıda film içerisinde yeme bozukluğu olan hastaların yaşadıkları zorluklara ve grup terapisinin bozukluğun tedavisi üzerindeki etkilerine, tedavi edici etmenlere bakacağız. Filmde yeme bozukluğu görülen bireylerin zihinsel olarak bedenleriyle ilgili ciddi uğraşları olduğunu görürüz. Görülen bu ruminasyon sonucu kişilerde yenilen yiyeceğin kalorisini hesaplama, egzersiz, saatlerce yürüyüş, sürekli tartılma, boşaltımı kolaylaştırmak için bitkisel ilaç ve çay kullanımı ve kusma gibi telafi edici davranışlar meydana gelir. Bunlarla birlikte film akışında bireylerin yemek odasına işkence odası demesi ile aslında ne kadar zorlandıklarını görebiliriz.

Bu zorluklarla baş etmek açısından grup terapilerinin film içerisindeki tedavi edici etmelerine değinebiliriz. Filmdeki grup üyelerin tamamı yeme bozukluğu hastası olduğu için; grup içerisinde üyeler yaşadığı problemleri sadece kendilerinin yaşamadığını, diğerlerinin de benzer sorunlar yaşadığını görürler. Bu açıdan grup seansında evrensellik ilkesi ön plana çıkan tedavi edici bir etmendir. Bu ilke sayesinde hastalığın farklı evrelerindeki üyelerde duygularını daha iyi ve açık biçimde ifade etmeye başlıyorlar. Ayrıca grup psikoterapistinin bilgi aktarımı da bu süreçte ön plana çıkan tedavi edici etmenlerdendir. Bütün bu etmenler grup içerisindeki bağlılığın kuvvetlenmesine yol açıyor. Bununla birlikte üyeler arasında ve psikoterapistin umut aşılaması da grup seansında işler hale geliyor. Son olarak tedavide kullanılan bilişsel davranışçı yöntemlerle, hastalarda yapılması istenen davranışlar, alınan pekiştireçler yoluyla ödül mekanizması tetikleyerek taklitçi davranışlarında gelişmesine yardımcı olduğu gözleniyor. İstenmeyen davranış örüntüleri için negatif pekiştireçler yoluyla da bu davranış örüntüleri engelleniyor. Böylece grup içinde taklitçi davranışlar yoluyla tüm üyelerde öğrenme gerçekleşiyor.

Başrol Ellen karakteri özelinde bakacak olursak; Ellen grup süreci- terapisinden önce ve terapi başlangıcında tedaviye karşı dirençlidir. Fakat grup seanslarındaki evrensellik, umut aşılama, üyelerin koşulsuz olumlu kabulü, destekleyici tutumları, Dr. Beckham ve terapistin hayatla bağlantılarını arttırmaya yönelik yaptığı etkinlik ile değişim motivasyonu artıyor. Grup haricinde Dr. Beckham’ın bireysel terapi de ismini değiştirme fikri Ellen da bir şeyleri değiştirebileceğine dair inancını arttırmıştır. Grubun Elllen’e bir diğer katkısı da yakınlık kurabilme becerisini arttırmasıdır. Karakterin anne ve babası ile daha önce hiç fiziksel ve duygusal işlevsel bir teması olmamış bu durumda insanlarla yakınlık kurabilmesini etkilemiştir. Fakat terapiden sonra bu becerilerinde gelişme olduğu söylenebilir. Terapinin Ellen üzerindeki son katkısı değişime olan motivasyonunun artmasıdır. Ellen’ın sadece kız kardeşi ile kurduğu yakın ilişki, üvey annesi ile yüzeysel bir ilişkisi vardı. Grup sayesinde kız kardeşi dışında yakın ilişki kurabileceği insanlar oldu. Bu açıdan grup üyelerinin varlığı ve bağlılığı Ellen’ın yalnızlık ve izolasyonla beş etmesine katkı sağlamıştır. 

Filmin yeme bozuklukları yaşayan danışanları anlamamız açısından önemli olduğu ve güzel canlandırıldığı söylenebilir. Yeme bozukluklarından muzdarip kişilerin zihinsel olarak nasıl zorluk yaşadığını- yemek odasına işkence odası demeleri- ve telafi etmek için gösterdikleri davranışları görmemize olanak sağlamıştır. Bunlarla birlikte bozukluğun etiyolijisine dair fikirler de filme güzel sentezlenmiştir. Örneğin Ellen’ın annesi ile yaşadığı bağlanma sorunu, yetersiz bakım, ailelerin birbirine karşı yıpratıcı tutumu… Çözüm olarak annesinin Ellen’ı bebek gibi kucağına alıp biberonla beslemesi gibi dinamiksel bakış açısının da bize farklı bir perspektif sunduğu söylenebilir. 

Tüm yazılarımızdan haberdar olmak için sosyal medyadan bizi takip edebilirsin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir