TÜKETİM SALGINI ve AVM’LER

TÜKETİM SALGINI ve AVM’LER 


Tüketim – Covid-19 salgını ile mücadele ettiğimiz şu günlerde, aslında evlerimize kapanmayı avantaja çevirerek uzun zamandır tüm toplumu saran ve farkında bile olmadığımız başka salgınlardan da kurtulabiliriz. Yaşanan salgın elbette birçok insanı üzdü; fakat bize kazandırdığı çok önemli noktalar oldu.

AVM’lerin kapanmasıyla ve Karantina uygulamalarının da başlamasıyla evlerine çekilen insanlar, AVM’lerin büyülü “TÜKET” mesajlarından veya kafelerde birbirine son model telefonlarını, pahalı kıyafetlerini, marka ayakkabılarını, sergileme salgınından kurtuldular. Zihnimize her yerden gönderilen mesajlardan ve algı oyunlarından arındıkça üretmeye, ürettikçe bir şeylerin farkına varmaya başladık.

Özünün buğday olduğunu unutacak kadar hazır almaya alıştığımız ekmeği, kendimiz yapmaya ve harcanan vakit sonucu ortaya çıkan, kendi yaptığımız, iki lokma ekmeğe hayranlıkla bakmaya başladık.
Peki ya başka nelerin özünü unuttuk? Neler unutturuldu bize?
Her şeyden önemlisi, kendi özümüzü unuttuk. Fırından ellerimizle çıkardığımız bu ekmeğe nasıl hayran kaldıysak, kendimize dönebilirsek eğer eminim ki varoluşa hayranlıkla bakakalacağız. Her yerden, tükettikçe mutlu olacağımızı söyleyen frekanslara kendimizi kapatıp, üretme yolunda atacağımız her adımda mutluluğu hissetmeye başlayacağız. Covid-19’dan korunduğumuz kadar, artık beynimizi saran tüketme salgınından da kendimizi korumalıyız


Nedir bunun yolu?


Takdir edersiniz ki, beynimize takabileceğimiz somut bir maske yok. Bu yüzden kendi zihnimizi kendimiz koruyacağız. Bizi sahip olduklarımızın kölesi haline getirmeye çalışan AVM’leri, memlekette gidilecek tek orası kalmış gibi doldurup taşırmak yerine, gerek doğayı keşfedip gerek evimizde kalıp, elimize bir kitap alıp okuyarak yeni bir başlangıç yapabiliriz. Başımızdan uçup giden aklımızı yerinde tutacak olan bir nevi soyut bir maskedir kitaplar.
Farkında olmadığımız birçok salgın daha var..
Devam etmeden önce, Sinan CANAN’ın “İnsanın Fabrika Ayarları 1 – Beden” Adlı kitabından, okuyup çok etkilendiğim bir bölümü aktarmak istiyorum:

“Beynimizin şu anda bildiğimiz işlevlerini yapabilecek bir bilgisayar tasarlamaya kalkarsak, bu işleri beynimizin yaptığı gibi eş zamanlı yapacak bilgisayarın enerjisini sağlayabilmek için, irice bir kasaba büyüklüğünde bir nükleer enerji santrali kompleksine ihtiyacımız olurdu.”

İçimizdeki bu potansiyelin farkına varan bireyler haline gelmemiz, ancak son zamanlarda içinde hapsolduğumuz birçok kalıbı kırmamız ile mümkün olabilir.
140 Karakter mi 1500 Karakter mi ?
Bu günlerde, içimizde var olan bu denli büyük bir enerjiyi elimizdeki telefonlara hapsetmeye yönlendiriliyoruz. 140 karakterden fazla yazı yazılamayan veya fotoğraftan başka bir paylaşım yapılamayan sosyal medya uygulamalarından başını kaldıramayan bir dünyanın, her bir sayfada ortalama 1500 karakter içeren kitapları okumak istememesini anlamak zor değil aslında.

Kitap okumaktansa, “kim ne giymiş?” gibi sorularla veya kahvaltımızı, tatilimizdeki her anı, gezdiğimiz yerlerin her karışını, her bir şeyi sanal ortamda paylaşma zorunluluğuyla kafamız meşgul ediliyor.
Oysa hakikat burada tam karşımızda!
İçine dahil olmamızı bekliyor.”tüketim”

Güzel bir manzara gördüğümüzde onun tadını çıkarmak yerine, o karenin bir daha dönüp bakmayacağımız fotoğraflarını çekmeye başlıyoruz, sanki programlanmış bir robot gibi.. Üstelik bu çabamız, biz farkında olmasak da üzerimizde büyük bir stres yaratıyor ve bu stres fotoğrafı paylaştıktan sonra da kaç kişi beğendi, kim beğendi gibi sorularla biz farkında olmadan, bilinçaltımızda yerini almaya devam ediyor. Normal olarak, zihni bu şekilde kodlanmış ve boğulmuş biz insanlar için oturup bir kitap okumak gerçekten zor.
AN’ı Ölümsüzleştirmek mi Yaşamak mı?
Bu bağımlılık derecesindeki, her AN’ı, yaşamak yerine, fotoğraflama bağımlılığından (yoksa salgın mı demeliyim) kurtulabilmemiz için ikna edici bir araştırma mevcut.”tüketim”

Bu araştırmaya göre; Fotoğraf çekerek sözde “ölümsüzleştirme” çabalarımız boşa gidiyor çünkü bir AN’ı hatırlayabilmek ve o an’ı, içinde hislerimiz olan gerçek bir ANI olarak saklayabilmek için, beynimizin zamana ihtiyacı var. Yani o kareyi yaşamaya ihtiyacı var! (Sinan CANAN – İFA2)

Bir dahaki sefer balkonunuza konan kuşun fotoğrafını çekecek olduğunuzda bir daha düşünüp, belki de onunla konuşmayı deneyebilir ve gününüze gerçek bir mutluluk katabilirsiniz.
Son Olarak;
Yukarıda bahsettiğimiz, üzerimizde yapılan algı ayarlamaları konusunu bir not eklemek istiyorum. İzlediğimiz filmlerde, dizilerde, dinlediğimiz şarkılarda bile yapılıyor bu algı ayarlamaları. Örneğin, Morali bozulunca deliler gibi alış veriş yapan kadınlar, post modern hayatlar, sevdiği kıza ulaşmak için çok parası olması gereken karakterler. İşte bu klişe senaryolar biz farkında olmadan, zihnimizde hayatın gerçekleri haline geldi.

Hayat da gerçekler de bunlar değil. “tüketim”

Gelin! Bu pandemiyle birlikte yeni bir başlangıç yapıp, umutlarımızı yeşertelim. Bir robot gibi sonradan programlandığımız şekilde değil de, Sinan CANAN’ın deyişiyle “fabrika ayarlarımıza” dönerek; hayatın içinde, anın içinde yaşamaya başlayalım. Doğru gösterilenin yanlış, yanlış gösterilenin doğru olduğunu bilme zevkiyle yaşamaya tekrardan başlayalım.
Başkalarının senaryolarını oynamayı bırakıp kendi senaryomuza dahil olalım.
Bu yazıyı Şair ve Yazar Özkan GÜNAL’ın İnsanın özüne olan yolculuğunu anlatan “Bab-ı Ali” Kitabından şu satırlarla bitirmek istiyorum:

“Algı, anlayıştır aslında ve anlayış doğumunla birlikte, nerede, hangi anlayış içine doğup büyüdüğünle alakalıdır. İçinde bulunduğun ortam, coğrafya, iklim, kültür gibi etkenlerle oluşur. Sana ne öğretildiyse ve sen neyi görüp kabul ettiysen o anlayışı taşırsın.

Şartlanmalar; doğrular, yanlışlar, güzel, çirkin gibi yargılar bütünlüğüdür. Mesela, bu elimdeki kalem. Neden buna kalem diyorsun? Neden buna bakınca kalem görüyorsun? Nereden biliyorsun bunun kalem olduğunu?

Sana bu, kalem olarak öğretildiği için. Eğer bu elimdeki eşya, doğup büyüdüğün ortamda silgi olarak isimlendirilmiş olsaydı ve sana bunun silgi olduğu öğretilseydi, sen buna bakıp ne görecektin?

İşte o zaman silgi görüp bu silgi diyecektin. Şimdi sen duyduğun kalemi görmek istiyorsun, silgi olarak gördüğün aslında kalem olana bakarken. Algılarını değiştirmen lazım anlıyor musun?”

Önümüze sunulan kalıplar ve şartlanmalara arkamızı dönüp, yüzümüz güneşe dönük, özümüze doğru adım adım yürümemiz dileğiyle… “tüketim”

Ayrıca Göz At

Harekete Geç

DENİZ, DENİZ ÜSTÜNDE

Hoşgeldin bahar

DENEYİMLERİN SORUNLARA KARŞI BAKIŞ AÇISI VE ÇÖZÜME DOĞRU İLK ADIM

UMUTLU KALMAK

-KENDİNİ KEŞFETMEK-

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir